Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kadına Yönelik Şiddet Doğru Bilinen Yanlışlar

Kadına Yönelik Şiddet Doğru Bilinen Yanlışlar

28 Haziran 2015 01:03
Yorum Sayısı :0  Okunma : 859

Kadına Yönelik Şiddet – Doğru Bilinen Yanlışlar Her gün yeni bir evlilik ya da ilişki içi şiddet vakasına medya aracılığıyla şahit oluyoruz. Çoğunlukla da bir eşin diğer eşe yani erkeğin kadına uyguladığı şiddeti duyuyoruz. Şiddetle ilgili çalışan pek çok resmi ya da sivil toplum kuruluşu önleyici ve sonrasında koruma amaçlı çalışmalar yürütmeye çalışıyor. Ne yapılırsa yapılsın şiddetle ilgili çalışmaların yetersiz kaldığını ve tam bir çözüme ulaşmadığını görüyoruz. Peki, bilimsel araştırmalar ne gösteriyor? Araştırmalara göre şiddetle ilgili doğru bilinen yanlışlar neler? İlişkide şiddeti inceliyoruz! Erkek de Kadın da Şiddet Uygular Erkekler ve kadınların ilişkide uyguladığı şiddet miktarını ölçmek için bir araştırma yürüten sosyologlar Straus ve Gelles’in yaptığı araştırmaya göre erkeğin ve kadının şiddetli davranışlarda bulunma sıklığı aynıydı. Ancak New York üniversitesinden Dr. Vivian ve arkadaşlarının yaptığı bir başka önemli çalışmada erkek şiddeti kadın şiddetine göre çok daha fazla zarar vericiydi. Eşleri tarafından şiddete uğrayan kadınlar yaralanıyor ve dövüldükten sonra tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyuyordu. İlişkideki şiddet erkeklerin değil ama daha çok kadınların ölümü ile sonuçlanabiliyordu. Erkeklerin kadınlardan fiziksel olarak daha güçlü olduğu ve erkeklerin şiddeti bir kontrol aracı olarak kullanmak üzere yetiştiği düşünülürse kadınların erkeklere şiddet uygulamasının ne kadar zor olduğunu anlayabiliriz. Hatta sanırım hepimiz “kadınlar da erkeklere şiddet uygular” savını hayal edemeyecek kadar yanlış olduğunu biliyoruz. Ayrıca kadınlar tarafından uygulanan şiddetin genellikle kadının kendini savunmak ve korumak amacı ile karşılık vermek olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla sayıca sıklığı eşit gibi görünse de bütün heteroseksüel ilişkilerde şiddet varsa bu çoğunlukla erkeğin kadına uyguladığı bir davranıştır diyebiliriz. Bütün Şiddet Türleri Aynıdır Gottman laboratuvarında ilişkisinde şiddet olan çiftlerle yapılan çalışmalar iki farklı ilişki içi şiddet türü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri Karakterolojik şiddettir. Bu şiddet türünde erkek kadından üstündür. Şiddeti kadını kontrol etmek ve korkutmak amacı ile yapar. Kadın için çok tehlikeli bir durumdur. Bir durumdan bağımsız ve nedeni olmaksızın kısaca “gözünün üzerinde kaşı olduğu” için ortaya çıkabilir. Genellikle erkek kadını duygusal olarak istismar eder ve var olan şiddetten partnerini sorumlu tutar. Ciddi yaralanmalarla hatta ölümle son bulabilir. Burada şiddeti uygulayan fail, uygulanansa kurban durumundadır. Bu çiftlerle asla çift terapisi yapılmaz. Çünkü bu ilişkide çözülebilecek herhangi bir problem yoktur. Kronik şiddet vardır. İlişkinin değişebileceğini erkeğin değişeceğini düşünmek sadece hayaldir. Diğer şiddet türü ise Durumsal Şiddettir. Evliliklerin % 70 inde evlilikleri boyunca 1-2 defa görülen şiddet türüdür. Karakterolojik şiddetten oldukça faklıdır. Burada bir konuda anlaşamayan ve tartışan çift çatışmanın belli bir noktasında şiddet içeren bir harekette bulunabilir. Kolunu sıkmak, elindekini fırlatmak gibi. Burada dikkat edeceğimiz şey eşlerin birinin diğerinden üstün olmadığı ve eşlerin korku ve kontrol altında hissetmemesidir. Asla karşıdaki eşi korkutmak ve onu kontrol altına alma amacı ile yapılmaz. Genellikle iletişim ve çatışma becerilerinin eksikliğinden kaynaklanır. Tekrar etmez. Ve ciddi yaralanma ile sonuçlanmaz. Çift terapisi yapılabilir. Çiftler çift terapisinde iletişim ve tartışma becerilerini öğrenerek tartışmanın yükselmesini engelleyebilirler. siddet1-2Bütün Şiddet Uygulayanlar Aynıdır Uzmanlar yaptıkları açıklamalarda bütün şiddet gösteren erkekleri hepsi aynıymış gibi tanımlasa da John Gottman’ın yaptığı çalışma bize şiddet gösteren erkeklerin farklı özellikleri olduğunu gösteriyor. Gottman karakterolojik şiddet kapsamında iki farklı şiddet uygulayan grup ortaya çıkarıyor. Bu iki farklı grubun da kendine özgü özellikleri olduğunu saptıyor ve bu özelliklerden dolayı onlara ‘Kobralar’ ve ‘Pitbullar’ adını veriyor. Kobralar İlişkide şiddet gösteren erkekler arasında en tehlikeli, korkutucu ve kriminal sonuçlar yaratabilecek olan gruptur. Kobra diye adlandırılmasının sebebi bu kişilerin eşlerine şiddet göstermeden hemen önce saldırganlaşmalarına, küfür ve hakaret etmelerine rağmen kalp atışlarının son derece yavaşlaması ve çok sakin olmalarıdır. Bu kişiler tıpkı bir kobranın az sonra saldıracağı kurbanına odaklandığı gibi dikkatini odaklamış ve sakin bir hale geçerler. Yalnız eşlerine şiddet göstermekle kalmaz hayatlarındaki başka kişilere de oldukça şiddetlidirler. Şiddetten zevk aldıklarını ve dürtüsel bir kontrolleri olmadığını söyleyebiliriz. İstedikleri bir zaman istedikleri bir şeyi yapmalarına engel teşkil ederse eşlerini döver ve duygusal olarak istismar ederler. Dövdükten sonra özür dileyebilirler ancak bir özür hissetmezler. Kobraların bir kısmı “psikopat” olarak tanımlanabilir. Pişmanlık ve üzüntü hissetmek veya başkalarının duygusunu anlamak gibi bir kapasiteleri yoktur. Onlara bir şey olmadıkça korku duygusunu da hissetmezler. Eşleri ile yakınlıkları oldukça azdır. Terkedilme korkusu yaşamaz ve asla kontrol edilemezler. Çocukluklarına bakıldığında antisosyal davranışlar, madde ve alkol kötüye kullanımı, fiziksel ve duygusal istismara uğrama oranı yaygındır. Kobraların eşleri genellikle korku ve depresyon duygusunu yoğun olarak yaşarlar. Onların bu ilişkiden ayrılamama sebeplerini ekonomik yetersizlik olarak açıklamak yetersiz kalacaktır. Hatta çoğu kobra ekonomik olarak eşine bağlıdır. Eşlerinin değişeceğini düşünmeleri ve kobranın ilişkiden bağımsız halleri kadınları bu ilişkiye bağlı tutabilir. Ancak asla değişmezler. Pitbullar Şiddet göstermeden önce sözel olarak agresifleşmeye başladıkça kalp atışları artan gruptur. Yavaş yavaş baskı kurmaya ve korkutucu olmaya başlarlar. Bu erkekler bize kurbanına saldırmadan önce giderek agresifliği artan pitbulları anımsatır. Pitbulların eşleri kobraların eşleri kadar gözü korkmuş değillerdir. Onlar da eşleri ile tartışmaya girerler. Kobraların tam tersine pitbullar eşlerine bağımlıdırlar. En büyük korkuları terk edilmektir. Kıskançlık paranoyaları ileri boyuttadır eşlerinin onları aldatacağını düşünür ipuçları bulmaya çalışırlar. Kobralardan daha az şiddetli gibi görünse de pitbullarda eşlerinin hayatına kast etme ve öldürme gibi eylemleri gerçekleştirebilirler. Çocukluklarına bakıldığında antisosyal özellikler görülür ve mutlaka babanın anneye şiddetine tanık olmuşlardır. Kadınların bu ilişkide kalma sebepleri genellikle onlardan kurtulamamaktır. En büyük korkuları terk edilmek olan kobraların ayrılık durumlarında eşlerini yaralama ve öldürme girişimlerinde bulundukları görülür. İlişkideki Şiddet Madde ve Alkol Kullanımından Kaynaklanır Alkol ve madde kullanımı olduğunda ilişkide daha fazla şiddet olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır. Ancak bu çalışmaların hiç biri alkol ya da maddenin şiddetin nedeni olduğunu kanıtlayamamıştır. Şiddet uygulayanların alkol ve madde kullanımına eğilimi olduğu da söylenebilir. Pek çok kadın eşinin alkol ve madde bağımlılığı tedavisi ile şiddetin ortadan kalkacağını hayal eder. Belki bu eşlerin birazı için tedaviden sonra şiddete son vermeleri gerçekleşebilir. Ama bunu genelleyemeyiz. Madde, alkol ve şiddet arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Öncelikle şiddet uygulayan kişilerin bazıları madde veya alkol kullanırken bazıları kullanmaz. Şiddet gösterenlerin alkol ya da madde kullananları her zaman bu etki altında şiddet göstermez. Burada yoğun alkol ya da madde kullanımı nedeniyle zihin durumunda bir transformasyon ve saldırgana dönüşme halinden söz edeceksek de bu bir azınlık için geçerli olabilir. Alkol ve madde kullanımı şiddeti makul göstermek için bir bahane de olabilir. Şiddet Uygulayan Eş Öfkesini Kontrol Edemez Hepimiz yaptığımız davranışların bugün ya da geçmişte çevremizden kaynaklanan olayların neden olduğu gönüllü davranışlar olduğunu düşünürüz. Gönüllü bir davranış bir seçim sonucu olur. Farklı seçenekler olabilir birini seçer ve öyle davranırız. Bazı şiddet vakalarında örneğin geçici lob epilepsisi rahatsızlığının şiddetli davranışı tetiklediği görülmüştür. Ya da bazı vakalarda şiddetin başlangıcında bir dürtü kontrol sorunu ve kontrol edilememe olabilir. Ancak vakaların büyük çoğunluğunda şiddet gönüllü olarak seçilen bir davranıştır. Psikolog Dutton saldırı anında saldırganın “disasosiye olduğunu” yani saldırı sırasında bilinç düzeyini değiştirdiğini ve çoğunlukla saldırı anını hatırlamadığı belirtmiştir. Bu da yine çok az bir kitleye aittir. İlişki içi şiddet vakalarının çoğunluğunda erkek şiddet anlarını hatırlamakta ancak ya önemini küçümsemekte ya da sorumluluğunu almaktan kaçınmaktadırlar. Çoğunluğu şiddeti gösterdiğini inkar etmekte ve yalan söylemektedir. Sonuç olarak şiddet vakalarının çoğunda bunun seçilen bir davranış olduğunu ve kontrol sorunu olmadığını söyleyebiliriz. Şiddet Kendiliğinden Biter Şiddet nadiren kendiliğinden biter. Gottman’ın yaptığı çalışmada erkeklerin şiddet gösterme sıklığının zamanla düştüğü ancak hiçbir zaman sonlanmadığı görülmüştür. Seyrek olarak bittiği durumlarda ise duygusal istismar özellikle tehdit etme, korkutma ve kontrol altına alma asla bitmez. Bu konu önemlidir. Çünkü pek çok araştırmacı yalnızca fiziksel şiddeti dikkate alır. Ancak bir kere bile fiziksel şiddet yaşandı ise arkasından gelecek her türlü duygusal şiddet söylemi (tehdit, hakaret, korkutma) fiziksel şiddetle aynı etkiyi sağlar. Eşini korkutarak ve sindirerek kontrol altına alır ve onun boyun eğmesini sağlar. Duygusal şiddet bize fiziksel şiddet orada olmamasına rağmen oradaymışçasına bir etki yarattığını gösterir. Çeşitli vakalarda suç işleme riskine girmeden yani karısına fiziksel zarar vermeden ama duygusal şiddet ile aynı etki sağlandığı görülür. Fiziksel şiddet kadar yaralayıcı ama onun kadar suç değildir?? siddet2- 2Kadınlar Erkekleri Provoke Eder ve Şiddetle Sonuçlanır Bu yanlış bilgi şiddet uygulayanların çoğu tarafından, toplumun pek çok kesiminde hatta bazı uzmanlar tarafından kabul gören bir bilgidir. Bu araştırmalarla belli açılardan ters düşer. Örneğin, erkek genellikle kadının ne söylediğinden ya da ne yaptığından bağımsız olarak şiddet uygulamaktadır. Patronuyla iş yerinde bir sıkıntı yaşayan adam da gelip eve karısını dövebilmektedir. Bazı vakalarda erkeklerin eşi böyle dediği için şiddet gösterdiğini söylediğini görürüz. Hatta böyle ilişkilerde kendilerini suçlayan ve sorumluluk almaya çalışan kadınlar da yaygındır. “Dayak yedim ama bende onu bayağı zorladım, daha iyi konuşmalıydım” gibi. Ne kadar dikkat ederlerse etsinler hiçbir zaman bu daha iyi konuşma becerisine ulaşamazlar. Çünkü şiddet kadının ne söylediğinden bağımsız bir şekilde oradadır. Provokasyon kelimesi ile ima edilen kadının kendi eliyle yaptığının sonucuna katlanmasıdır. Kadınlar kötü bir şey söylediğinde ve erkekler bundan tetiklendiğinde kendilerini istedikleri gibi savunabilirler; eşlerine durmalarını söyleyebilirler, ortamı terk edebilirler, bağırabilirler ama bunların hiç birini değil de şiddeti seçiyorlarsa bu kadından kaynaklı değil şiddeti gösteren erkeğin sorumluluğundadır. Şiddete Uğrayan Kadınlar O ilişkide Kaldıkları İçin Çılgın Olmalılar Bu yanlış belki de doğru çünkü istatistikler normal ilişkilerin ilk 5 senede %50 sinin boşanma ile sonuçlandığını gösterirken, şiddet içeren evliliklerin yalnızca %38’i boşanma ile sonuçlanıyor. Bu kadınlar neden ayrılamıyorlar? Sebep sadece ekonomik mi yoksa şiddet görmekten hoşlanıyorlar mı? Hayır. İstismar olan bir evlilikten ya da ilişkiden kurtulmak sandığınız kadar kolay değildir. En büyük korkusu terk edilmek olan ve şiddet gösteren erkeklerden ayrılmak risklidir. Bu ilişkilerde ayrılmakla ayrılmış sayılmayabilirsiniz. Bir diğer neden çocukları varsa ve ekonomik olarak eşlerine bağlı iseler, kadınların pek çoğu ayrılmayı göze alamayabilir. Diğer bir neden uzun bir süre fiziksel ve duygusal olarak kontrol altına alınmış ve sindirilmiş bir kadın yanlış bir inançla eşine ihtiyaç duyduğunu ve ondan kopamayacağını düşünebilir. Bir diğer nedeni pek çok istismar, şiddet, savaş mağduru gibi şiddet gören kadında travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor olabilir. Belirtileri, depresyon, kaygı, kabus görmek, dünyaya karşı duyarsız olmak vb. gibi olan bu rahatsızlık ile ilişkiden çıkıvermek kolay değildir. Bir diğer neden ise kadınların eşlerini sevmeleri ve eşlerinin günün birinde düzelecekleri hayali ile yaşamalarıdır. Onların eşleri de başkalarının eşleri gibi olacak. SONUÇ OLARAK KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN SEBEBİ NEDİR? Herkes bu sorunun yanıtını arıyor. Şüphesiz tek bir cevabı yok. Belki de cevabını hiçbir zaman bulamayacağız. Belki tarihi, politik ve sosyoekonomik dinamikler kadına yönelik şiddeti bu kadar yaygın kıldı. Yoksulluk, ataerkillik, kadın-erkek ilişkisi ne dersek diyelim yine de bütün erkekler şiddet göstermiyor ve şiddet olan ilişkilerde şiddet gösteren erkeğin ve bu durumun her şeyden bağımsız özellikleri var. Referanslar Gottman. J. M. Jacobsen. N. When Men Batter Women. New Insights into Ending Abusive Relationship.(1998). SIMON&SCHUSTER. Bu yazı Özge Altan Aytun tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için: oaltan@psikolojistanbul.com






YORUMLAR
Henüz Yorum Yazılmamış...



YASAL UYARI

Sitemizde yapılan paylaşımlar SADECE BİLGİ amaçlıdır. Teknik ve yöntemlere ait bu bilgiler,Tıp biliminin Uzmanlık alanlarının ve bu alanda Uzman Doktorların yerini almaz. Bu bilgiler hiç kimseye tedavi yapma yetkisi vermez. Çözüm Eğitim Danışmanlık Merkezinde ve Psikoterapi ve Danışmanlık Derneğinde herhangi bir hastalık için klasik tıbbi ve psikolojik tedaviler yapılmadığı gibi bu tedavilere alternatif bir tedavi yöntemi de UYGULANMAMAKTADIR.